Çağımızın en çok korkulan, ancak üzerinde en çok da çalışılan hastalıklarının başında kanser gelmektedir. Günümüzde kanser; her yaştan, her kültürden, her yaşam biçiminden kişiyi etkileyebilmekte, kişinin yeme içme alışkanlıklarından, yaşam koşullarına, psikolojik durumuna kadar birçok farklı faktör kansere sebep olabilmektedir.
Vücudunda kanserli bir hücre bulunan bir hasta, hangi kanser evresinde olursa olsun hem ilerisi için tehlike altındadır hem de vücudunda hala düzgün çalışan bazı sistemler bulunmaktadır. Örneğin meme kanseri olan bir kadının vücut sistemleri mükemmel bir işleyişe sahip olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, kanserde istisna ya da erteleme diye bir şey yoktur.
Kanserin geliştiği yer ve aşaması ne olursa olsun her kanser vakasında hastanın sahip olduğu sağlıksız durum, vücudun hücrelerinin oksijenden yoksun solunumu ile ilgilidir. Tüm kanser türlerinde bu faktörün en başta etkili olduğu 100 yılı aşkın süredir bilinmektedir. Hatta kanserin, hücrelerin oksijensiz kalmasından kaynaklandığına dair verinin keşfedilmesi Nobel Ödülü’ne layık görülmüştür. Hücrelerin oksijensiz kalmasından kaynaklanan kanser hastalıklarının tedavisinde Denizli ozon tedavisi uygulanması da on yıllardır bilinmektedir. Ozon tedavisinin pek çok hastalıkta iyileştirici etkisi bilinmekle birlikte, kanser türleri de dahil ozon tedavisinin uygulamaya konmasının geçmişi birkaç 10 yıllık bir süreyi kapsamaktadır.
Denizli de ozon tedavisinin mucizevi etkileri vardır!
Bir fırtınadan sonra havanın ferah, taze bir kokusu olur, okyanustaki dalgalar ve gürül gürül akan şelaleler, karların üzerine bir güneş ışığı düştüğünde etrafa yayılan tertemiz koku ve daha pek çok ferahlatıcı doğa etkisinin verdiği koku doğal şartlar altında üretilen ozon gazının kokusudur. Bu tür kokuları duymak için doğayı beklemek yerine modern teknoloji, ozon gazı üretebilmeyi olanaklı hale getirmiştir. Bu şekilde makine yapımı yapay ozon gazı da, doğanın kendi ürettiği ile tıpa tıp aynıdır ve aynı etkiyi gösterebilir.
Ozon gazının temizleyici etkisi vardır. Şöyle ki; doğa, ozon gazı üreterek atmosferi temizler ve insan vücudu da ozon gazına maruz kaldığında doğadakine benzer şekilde temizlenir. Bu bakımdan ozon tedavisinin kayda değer iyileştirici potansiyeli alternatif tıp ve araştırma çevrelerinde ciddi bir ilgi görmektedir.
Denizli Ozon Tedavisi günümüzde mevcut olan çok yönlü tedavi yöntemlerinden biri olarak kullanılmaktadır. Çünkü hem tıbbi tedaviler hem de alternatif uygulamalar yoluyla ozon gazının faydalarından yararlanmak mümkün olabilir. Denizli de ozon tedavisi; bağırsaklar ve akciğerler dahil olmak üzere farklı organlara, kulaklara, kana, dişlere ve diş etlerine, ağrılı veya hasarlı tüm vücut kısımlarına uygulanabilir.
2004 yılında ozon tedavisine dair yapılan araştırma ve çalışmalara göre; son on yıl boyunca ozon tedavisinin kronik enfeksiyon hastalıkları, vaskülopatiler, ortopedi ve hatta diş hekimliğinde ozonun doğru bir şekilde uygulanmasının olumlu anlamda çarpıcı sonuçlara yol açtığı tespit edilmiştir.
Denizli de ozon tedavisi ilk kez tıbbi olarak kullanıldığı zamandan beri, sayısız hastalığın tedavisinde her uygulamada kendini kanıtlamış bir savaşçı şeklinde sonuçlar vermiştir. İşte bu mucizevi iyileştirici etkilerin görüldüğü rahatsızlıklar arasında kanser türleri, karaciğer hastalığı, otoimmün hastalıklar, kalp hastalığı, alerjiler, diyabet, Lyme hastalığı, maküler dejenerasyon, viral hastalıklar, romatizma / artrit, geriatrik durumlar, SARS ve AİDS bulunmaktadır.
Ozon ve oksijen ilişkisi
Ozon, tıpkı kendi atası gibi, yani oksijen gibi bir gazdır. Oksijen de kimyasal bakımdan O2 olarak bilinir ve çiftler halinde bulunur. Buna üçüncü bir oksijen atomu bağlandığında, O2 O3 olur. O3; doğal olarak dengesiz olduğu için, her zaman bu fazladan atomu vermek ister. Aynı zamanda O3 ile temas eden herhangi bir hücre bu üçüncü atomu alır. Bu durumda oksijenin geleneksel özellikleri daha güçlü ve daha enerjik hale gelir. Ozonun en şaşırtıcı özelliği, son derece güçlü bir oksidan olmasıdır. Kimyasalın temel bileşen parçalarına herhangi bir kimyasal maddeyi dağıtır.
Örneğin araç yakıtlarının oluşturduğu kirlilik genellikle su, karbondioksit, kükürt, azot ve oksijenden oluşmakta ve bunların hepsi duman adı verilen şeyi oluşturmak için bir araya gelmektedir. Doğal olarak meydana gelen ozon bu duman kokusuyla temas ettiğinde, bu kimyasallar temel veya elemental formda serbest bırakılır ve onlar olmadan hayatta kalmak mümkün olmaz.
Ozon tedavisi kullanarak vücuttan parazitleri atma deneyimi
30 yaşındaki bir kadına servikal kanser, yani rahim kanseri teşhisi konuldu. Kadının doktoru, kanser türlerinin tedavisinde ilaç kullanımı, egzersiz, beslenme ve diyet konularının bütünsel olarak ele alınması gerektiğini bilmekteydi. Kanser hastalarının bu hastalığı edininceye kadar aslında çok da mükemmel bir beslenme programı uygulamadıkları ve pek çoğunun da oksijensiz, temiz havadan yoksun yerlerde yaşadığı bir gerçektir. Bu bakımdan kanser hastası kadına da ozon tedavisi, ozon gazı bulunan bir buhar dolabının içinde belli süre kalmayı gerektiren bir iyileştirme, tedavi protokolü uygulandı. Hastanın sadece kafası hariç, tüm bedeni ozon gazına maruz kaldı, kendine dost moleküller olan oksijeni tüm hücrelerinin emmesi sağlandı.
Ozon rektal insüflasyonunu takiben, kadının vücudu doğal yolla yaklaşık 30 santimetrelik bir solucanı dışarı attı. Solucanın kadının bağırsaklarında ne kadar süre kaldığı ve ne kadar sürede öldüğü bilinmemektedir. Ancak solucanın son zamanlarda, yani ozon tedavisi uygulaması sayesinde öldüğü bilinmektedir. Solucanlar, parazitler, virüsler, bakteriler, aslında tüm erken evrimsel yaşam biçimleri düşük oksijen ortamlarında gelişmekte, yeterli oksijen alınmasıyla da vücutta yaşam imkanını kaybetmektedir. Ozonun rektum ve kolon içine çekilmesiyle solucan oksijen ve ozonun doygunluğundan ölmüştür.
Kişinin yaşadığı parazitlerle ilgili problemler, dolaylı olarak kansere yol açabilmektedirler. Çünkü bunlar konakladıkları besin maddesini boşaltmakta ve kanserojen atık ürünleri üretmektedirler. Aflatoksin de bunlardan biridir ve insan vücudundaki en yaygın parazit mayadır. Her ne kadar maya problemli olmasa da, vücutta aşırı bir noktaya ulaştığında ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Örneğin; kandida, mantar enfeksiyonları, patojenik mikroplar, amipler, tenyalar da bunlar arasındadır
Ozon ve kanser ilişkisi
Bütünleştirici tıpla ilgilenen pek çok uzman, ozonu “mucize şifacı” olarak adlandırmaktadır. Ozon tedavisinin dünyada en güçlü savunucusu ve araştırmacılarından birisi olan Dr. Frank Shallenberger, Kanser Kontrol Topluluğunun 40. Yıllık Toplantısı’nda konuşmuş, ozon ve oksijen tedavileri arasındaki farkı ve kanser tedavisinde neden ozonun özellikle tercih edilmesini gerektiğini açıklamıştır. Dr. Shallenberger’e göre, kanserle ilgili problem, hücrelerin aslında yeterince oksijen almaması değil, bundan daha ziyade, hücrenin enerji üreticilerinin, mitokondrilerin mevcut oksijeni verimli bir şekilde kullanamamasıdır. Otto Warburg 1925 yılında, kanser vakalarında mitokondrinin özel rolünün altını çizmiştir. Mitokondriler zaten çok önceden keşfedilmişti. Ancak rollerinin önemi henüz belgelenmemişti. Ozon, bir tedavi olarak, hücreye daha fazla oksijen göndermez, hücre içindeki mitokondriyi oksijeni daha verimli bir şekilde kullanılabilmesi için uyarır.
Ozonun hasarlı hücreler üzerindeki etkisi oldukça belirgindir. Koruyucu bir kaplamaya sahip olmayan patojenik materyallere ve yeterli hücre duvarı enzimleri olmaksızın çoğalan hastalıklı hücrelere saldırır. Saf oksijen ise bunu aynı şekilde yapamaz. Oksijenin aksine, ozon seçici bir şekilde sadece kanser hücrelerini öldürür. İşte ozonun, kanser için doğal bir tedavi ve geleneksel tıbbi tedaviler arasındaki en önemli farkı da budur. Ozon sadece patojenik hücreleri öldürür. Kemoterapi ve radyasyon da kanser hücrelerini öldürmede aynı derecede etkilidir, ancak bunlar sağlıklı hücreleri de öldürürler.
Ozonun fazladan bir oksijen atomuna sahip olması nedeniyle “elektrofiliktir”. Başka bir deyişle, elektriksel olarak dengesizdir ve başka bir dengesiz yük bularak kendini dengelemek ister. Kanser hücreleri de dahil olmak üzere tüm hastalıklı hücreler, virüsler, zararlı bakteriler ve diğer patojenler de benzer şekilde elektriksel olarak dengesizdir. Ozonun tüm hastalıklı hücrelerle paylaştığı dengesizlik yüzünden, birbirlerini bulurlar. Bu şekilde aslında hastalık, yani patojenik hücreler ve hastalığın tedavisi, yani ozon arasında karşılıklı bir çekici güç oluşur.
Ozon, yeryüzündeki en sorunlu varlıklar olan virüsleri kontrol etmeye yardım etmek için özellikle önemlidir. İnsan papilloma virüsü, Epstein-Barr virüsü, hepatit B ve hepatit C virüsleri, insan immün yetmezlik virüsü, insan herpes virüsü 8 ve insan T-lenfotrofık virüs-1 dahil olmak üzere birkaç virüs kanser türleri ile bağlantılıdır. Kansere doğrudan neden olup olmadıklarını ya da kanserin gelişmesi için doğru koşulları yaratmaya yardımcı olup olmadıkları henüz bilinmemekte, ancak daha önce de belirtildiği gibi, virüsler insan vücudunda fazla sayıda olduklarında atıkları her zaman bir soruna sebep olmaktadır. Ayrıca virüsler sürekli olarak değişmektedir, bu nedenle de onlar için geliştirilen herhangi bir aşı genellikle piyasaya geldiğinde işe yaramaz ya da çok kısa süreli olarak etki gösterebilir. Hem oksijen hem de ozon virüslere düşmandır. Yüksek oksijen ve ozon konsantrasyonları virüsleri öldürmede çok etkilidir.
Ozonun kanserle savaşma da gösterdiği etkiler nelerdir?
Hastanın canlılığını ve bağışıklığını en üst düzeye çıkarır.
Kanserli hücre büyümesini kontrol eder.
Hastalıklı bölgeye yönlendirildiğinde, kanser hücreleri apoptosise gitmeye zorlanır ve böylece ölürler.