Kanser hastası sayısı her geçen gün artıyor. Maalesef tıptaki gelişmeler de bu artışı önlemekte yetersiz kalıyor. Bu yüzden tıbbi onkoloji uzmanı olmak her geçen gün daha bir zorluk taşıyor.
Tıbbi onkoloji uzmanlığını seçerken yardıma en ihtiyacı olan hastalara hizmet etmekti amacım. Ayrıca bu alanda sayısız araştırma imkanı mevcuttu ve kanser tedavisi için ufacık bir katkı sağlayabilmek de beni çok mutlu edecek bir olaydı. Bu nedenle 6 yıllık tıp fakültesi eğitiminden sonra önce 5 yıllık iç hastalıkları uzmanlığını, ardından 3 yıllık tıbbi onkoloji yan dal uzmanlığı eğitimlerinden geçmek gerekiyordu. Yani her şey yolunda giderse 8 yılda tıbbi onkoloji uzmanı olabilecektim. Neyse ki sorun çıkmadı. Eğitimim sırasında da ek olarak 2 yıl ABD’de kanser konusunda araştırmalar yaptım, yani toplam 10 yıl sonunda tıbbi onkoloji uzmanı unvanını alabildim. Tıp eğitimini de sayarsanız toplam 16 yıl. Bana göre bu kadar uzun süreli bir eğitim gerçekten gerekli. Bakımları ile uğraştığınız hasta grubu gerçekten zor bir grup ve iyi bir eğitime sahip olmanız gerekiyor.
Kanser doktoru olunca diğer hekimlerin ve arkadaşlarınızın en çok sorduğu ve merak ettiği şey “nasıl başa çıkıyorsun?” sorusudur. Kanser hastası ile muhatap olmak kadar kendi psikolojinizi de sağlam tutmak da çok zor bir iştir. Kanser hastaları ile onkoloji uzmanları arasında hastalığın teşhisinden itibaren başlayan ve hastalığın tüm süresince devam eden sağlam bir ilişki kurulmaktadır. Hasta size çok güvenmekte, Allah’tan sonra geldiğinize inanmaktadır. Ne yiyeceğinden tutun da, nasıl yaşayacağını ve hatta nasıl düşünmesi gerektiğini bile size danışmaktadır. Bu ilişkiyi belli dengede tutmak, hastaya yalan söylememek, aşırı empati yapmamak ve hastanın daima yanında olmak bu uzmanlık alanının olmazsa olmazlarıdır. Bunun için de sağlam bir psikolojiye, iyi ve bilgili bir hekim olmaya ihtiyaç vardır.
Hasta ile ilk karşılaşma tıbbi onkoloji uzmanlarının en zorluk çektiği anlardan biridir. Hepimizin günlük hayatlarımızda yarınlar için planlarımız vardır. Hepimiz sağlıklı ve uzun yaşayacağımız düşünürüz, hasta olmayacağımızı zannederiz. Kanser, bütün bu planlarımız bozan, geleceği belirsizleştiren bir durumdur. Hepimizin sahip olduğu en önemli şey olan ve her şeyin başı olan sağlığın kaybı yaşanabilecek en ağır bir kayıp duygusudur. Ağrı olma ihtimali, kendi işini görememe, başkalarına muhtaç kalma, ailesine bakamama, terk edilme, çaresizlik, kızgınlık, üzüntü, ölüm korkusu gibi yoğun, olumsuz duygu ve düşüncelere neden olur.
Hastalar kanser kelimesini veya kitle kelimesini ilk duyduklarında ağır bir şok ve şaşkınlık geçirirler. Hastaların çoğu ondan sonraki konuşmaları duymakta zorluk çeker, anlayamaz. Arkasından da güçlü bir inkar aşaması gelir. Bu bana olamaz, doktor bir şey bilmiyor, testler başkasının olmalı veya yanlış yapılmış, benim başıma böyle bir hastalık gelemez, ailemde böyle bir şey yok, sağlığıma hep dikkat ettim gibi inkar düşünceleri beynine hücum eder. En tehlikeli aşamalardan biri budur. Çünkü hasta bu aşamayı geçemezse hasta olduğuna inanmaz ve dolayısıyla yapılacak tedavileri kabul etmez.
Üçüncü evre isyan ya da öfke dönemidir. Allah’ım neden benim başıma bu geldi, ne günah işledim, suçum neydi gibi sorular sorar. Herkes sağlıklı iken neden ben sorusu aklındadır. Şu çok sigara içen, hiç spor yapmayan, sağlıksız beslenen tanıdığı kanser olmamış da neden o olmuştur. Yakınlarına, doktora, sağlık personeline, hatta sağlıklı kişilere öfkelidir. Agresif ve kavgacıdır.
Dördüncü evre pazarlık aşamasıdır. Hasta Allah’tan yardım ister, örneğin adak adar. Bu aşamada kendisiyle de yüzleşir, yapamadıklarını ve yapamayacaklarını fark eder. Ardından beşinci evre başlar, hasta depresyona girer. Bu evre son kabullenme aşaması olan 6. evreye geçiş için gereklidir. Kabullenme aşamasında hasta savaşını bitirmiştir, gerçeği kabullenmiştir. Enerjisini ve ruhsal gücünü yeni yaşama yöneltmiş ve uyum sağlamıştır. Tedavisiyle ilgili olarak umut beslemeye başlar.
Kanser hastasının geçirdiği bu aşamalar son derece normaldir. Hastanın her bir aşamayı kısa bir sürede geçirmesi, öfkesini çıkarabilmesi, kayıplarının yasını tutabilmesi gerekir ki hastalıkla güçlü bir şekilde mücadele edebilsin. Maalesef kanser hastaları ile uğraşan çoğu sağlık personelinin eğitim süreçlerinde hastaların psikolojisi hakkında öğretilen bir bölüm yok. Çoğumuz hastaya tanısının bile söylenmemesi hatta yalan söylenmesi taraftarıyız. Oysa hastanın teşhisini bilmesi en temel insan hakkıdır. Hastanın teşhisi konusunda bilgilendirilmesi, karar aşamalarına katılmaları ve tedavi seçeneklerini bilmeleri hastanın uyum çabasının geliştirilmesinde katkı sağlamaktadır. Burada temel sorun teşhisi söyleyip söylememek değil, nasıl söylemektir. Hastanın umudunu zedelemeden gerçeğin kabullenişini sağlamak çok nazik bir denge içinde yapılmalıdır. Bunun için de kanser hastaları ile karşılaşan hekimlerin bu konuda eğitimli olmaları gerekmektedir. Öte yandan teşhis söylenmese de onkoloji bölümüne gelen, kemoterapi alan bir hastanın ben de kanser yok zannetmesi mümkün değildir. Bu tür yaklaşımlar hastanın sağlık personeline olan güvenini de sarsmaktadır.
Kanser hastasına hem hekimler hem de yakınları tarafından yapılan başka bir yanlış da takma kafana geçer, moralini iyi tut, aslan gibisin, benden sağlamsın, hangimizin önce öleceği belli mi, benim de garantim yok gibi sözlerdir. Bunlar hastaların yukarıdaki aşamaları geçirmelerini ve hastalığa uyumlarını engelleyen sözlerdir. Bu sözler dışında moralini iyi tut, üzülme, hastalığını düşünme, pozitif düşün gibi yaklaşımlar da sorun yaratmaktadır. Stres ve negatif düşünce nedeniyle kanser olunduğuna dair yaygın görüş yanlıştır. Stres tek başına kanser sebebi değildir. Hastayı ayıplamadan, eleştirmeden ve bu sözleri kullanmadan anlatacaklarını dinlemek, içini dökmesini sağlamak çok daha faydalıdır. Hastanın öfkesini ve kızgınlığını çıkarmasını, üzüntüsünü yaşamasını, duygularını bastırmamasını ve ertelememesini, hastalığını inkar etmemesini sağlamak ve kabullenme aşamasına gelmesini sağlamak gerekmektedir. Hastaya nasıl yaklaşılacağını bilmiyorsak uzman desteği almak en sağlıklısıdır.